12 Kasım 2012 Pazartesi

ON ALTINCI DEVÂ


 

ON ALTINCI DEVÂ

 


Ey sıkıntıdan şekvâ (şikayet) eden hasta! Hastalık, hayat-ı içtimaiye -i insaniyede (insanın sosyal hayatında) en mühim ve gayet güzel olan hürmet ve merhameti telkin eder. (sağlar) Çünkü insanı vahşete ve merhametsizliğe sevk eden istiğnâdan (hiçbir şeye ihtiyaç duymama) kurtarıyor. Çünkü,

 

Bu Devada Bediüzzaman Hazretleri yine hastalığın bir güzel faydasından bahsediyor. Hastalık, insanın şefkat ve saygı duygularını hissetmesini sağlar. Çünkü insanı toplumda hürmetsizliğe ve merhametsizliğe sevk eden kendİSİNİ yeterlİ görüp, hİçbİr şeye İhtİyaç duymamasıdır. Hastalık ise, insanı bu duygudan kurtarır, diyor.

 

"Şüphesiz ki insan, kendisini ihtiyaçtan uzak görünce azgınlaşıverir." Alâk Sûresi, 96:6-7.

 

sırrıyla, sıhhat ve âfiyetten gelen istiğnâda bulunan bir nefs-i emmâre (hazır zevke düşkün ve insanı yasak arzulara sevk eden her insanın içinde olan duygu), şâyân- ı hürmet (saygıya değer) çok uhuvvetlere (kardeşliklere) karşı hürmeti hissetmez. Ve şâyân- ı merhamet (merhamete layık) ve şefkat olan musibetzedelere (sıkıntı ve belalara düşmüş kimselere) ve hastalıklılara merhameti duymaz.

 

Evet insan bu ayette Allah’ın dediği gibi, kendisini ihtiyaçsız gördüğü zaman azgınlaşır. Çünkü Rabbimiz İçİmİze nefİs denen düşmanı koymuşturki, bizi bu dünya imtihanına nefisle mücadele etmemiz için göndermiştir. Sağlığı yerinde OLAN İNSANIN NEFSİ, ben herşeye yeterim diye sağlığına güvenip şımarır, AZAR, ve merhamet duygusunu hissetmez olur ve sıkıntı ve belalara düşmüş kimselere acıma duygusuNU yİtİrİr.

 

Ne vakit hasta olsa, o hastalıkta aczini (güçsüzlüğünü) ve fakrini (fakirliğini) anlar, lâyık-ı hürmet (saygı duymaya layık) olan ihvanlarına (kardeşlerine) ihtiram eder (hürmet eder) . Ziyaretine gelen veya ona yardım eden mü'min kardeşlerine karşı hürmeti hisseder.

 

İşte böyle sağlıklı bir insan HASTA OLUNCA, nefsin azgınlığından kurtulur, kendisini hastaların yerine koyarak, yani EMPATİ yapmaya başlar, onları kardeşi gibi görür, onlara saygı ve merhamet hisseder. Çünkü, HASTALIK ona, hiçbir şeye gücünün yetmeyeceğini, fakirliğini ve güçsüzlüğünü FARKETMESİNİ SAĞLAMIŞTIR.      

 

Ve rikkat-i cinsiyeden (insanın kendi gibi olana acımasından) gelen şefkat-i insaniye (insanın şefkat hissetmesi) ve en mühim (önemli) bir haslet-i İslâmiye (müslümanın özelliği) olan, musibetzedelere (sıkıntı ve belalaara düşmüş kimselere) karşı merhameti hissedip, onları nefsine kıyas ederek (kendisiyle karşılaştırarak), onlara tam mânâsıyla acır, şefkat eder, elinden gelse muavenet eder (yardım eder) , hiç olmazsa dua eder, hiç olmazsa şer'an (İlahi emir ve yasaklara, şeriata göre) sünnet (Peygamber Efendimizin SAV söz, fiil ve halleri) olan keyfini sormak için ziyaretine gider, sevap kazanır.

 

Parantez içi anlamlarıyla okununca çok rahat anlaşılıyor. Burada Bediüzzaman Hazretleri insanın ve müslümanın birer özelliğinden bahsediyor. İnsan, KENDİSİ GİBİ OLANA acır şefkat hissedermiş. Müslümanın önemli bir özelliği ise, SIKINTIDA OLAN müslüman kardeşine ŞEFKAT hissetmesi, yardım ve dua etmesiymiş. İnsan hasta olunca, kendi gibi hasta olanların duygularını hissedip dua eder, elinden gelse ziyaret edip hal hatır sorar, sevap kazanır, diyor.

 

2012 yılınca boyundan aşağısı çalışmayan bir engelli dostumu ziyaret etmiştik.Annem ve babam beni tekerlekli sandalyemle götürdü. Dostum çok sevİNDİ vE İçten dualar ettİ.

 

Peygamber Efendimiz SAV buyurmuşlarki:

 

* “Hastaları ziyaret ediniz. Dua etmelerini isteyiniz. Şüphesiz hastaların duası makbul, günahları da affedilmiştir.” [Deylemi]

* “Hastaları ziyaret etmenin, cenazeleri uğurlamaktan daha büyük sevabı vardır.” [Deylemi]

* “Kim bir hastayı ziyaret ederse, dönünceye kadar Cennet bahçesi içerisindedir.” [Müslim, Tirmizi, İ. Ahmed]

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder